Gökyüzü kine bürünüyor artık
Yorgun akşamlara düşüyoruz
Bir yanımızda nefretin korkusu
Diğer yanda özgürlük fısıltısı
Kalemimizi kırmıyoruz inadına
Çok isyan yuttuk bu meydanda
Sayısız yıldıza vuruldu gözümüz
Aşklarımız oldu günah bâbından
Taştan heykellere çizilen yüzümüz
Yığılıp kaldı şehrin ışıklarında
Ama biz yenilgi saymadık ölümü
Esmer bir türkü tutturdu dilimiz
Geceyi çirkefleştiren siyaha inat
Beyaz tuttuk umudun rengini
Korkmuyoruz senden ey şehir
Sırtımızdaki hançerin paslı yarası
Kırbaç kanına akraba olalı beri
Sövmüşlüğümüz var sokaklara
Adımlarımızı attığımız kaldırımlar
Islandığımız karanlık caddeler
Susturamadı yağız yüreklerimizi
Erkek adama yakışmaz ağlamak
Yaş değdirmedik gözümüze
Kuru bir yüzle toprağa düşmek
Yazgısı oldu buruk alnımızın
Ve ışık bile değmedi üstümüze
Gölgesi kalmasın diye isyanın
Günahsa günah,sevapsa sevap
Alnımızda dağ ateşi,yürüyoruz
Kimliğimizi bıraktığımız yollar
Ve ihanet uğruna satılan sevdalar
Dizgini oldu kor yüreğimizin
Biz güneşe tutulmadık asla
Güneş oldu saçımızın kundağı
Ve yıkamadık zemheri geceyi
Karanlık yazdı ismimize aşkı
Yalnızlık oldu alnımızın yazısı
Kokuşmuş taşlara düşen yaş
Hörgücü oldu ruhumuzun
Ve hiç kanatmadık sevdayı
Biz ölümün adını aşk taktık
Kaç ateş yaktık bu şehirde
Kaç yağmura yaprak sardık
Biz kıyamet çocuklarıyız
Sevmedik perdeli gülüşleri
Boyalı kentin şuh ışıklarında
Hüzün vurduk gözlerimize
Ve hep saklandık bir köşede
Üvey çocuk olmak nede zordur
Dışlanırken her bir bakışta
İçten içe kanar sol yanın
Susarsın sonra vurgun yiyip
Yumruk gibi sıkılır kalbin
Ve eylül vurmuş aşklar gibi
İsyan olur seninde adın