« Önceki |

3/4/2008

Işık Değmedi Yüzüme

Vaktidir

Tüm intiharları ruhumda sınamanın

Oysa sonsuzluğun kavisinden

Doğan güneş şahittirki

Ölmeyi istemeyi istemezdim

Mekki yağmurlara kafa tutmayı

Ve dudaklarına mayınlar

Döşemeyi istemezdim

 

 

Münkesir bir yaşamın öznesinde

Olmak yada tanımlanamamak

Hiçbir şakraca

Ve tanımlanmamış müntehir cümlelerce

Fotonlaşmaktı hayalim gözlerinde

Bilemezsin

Gecemi

Gündüzümü

Kuytularımı

İçimde depreşen mâhrem sancılarımı bilemezsin

 

 

Işık bile değmedi yüzüme

İzi kalmasın diye cehennemin

Sathımdaydı metaforum

Mataharl bir ağıt

Eşliğinde aşkın

Bilinmeyen bir denklemim ellerinde

İnciferdim avuçlarında

Boğ beni gözlerinde

Katilim sen ol

Sahi

Sen hiç

Kendini intihar ederek

Başkasını öldürdünmü

 

 

(2008 - İlkbahar)

12/3/2008

Polina

Bir günah olur bu dizeleri yazmak
Ve yaşanan tüm saçma sapanlıkların içinde
Son hâmle yine sana gitme diyebilmek

Polina bak bütün kötü ihtimalleri yok ettim
Artık renksiz düşler görmeyeceksin
Bir başka mevsimde ölecektin
Yokluğunun zeylinde
Kırgın anılarımı göğün gergefine nakışlayıp
Sana bir melodi eşliğinde yazıyorum

Polina bütün nergisleri posasından arındırarak
İnciferleri topluyorum
Sesim gecede yankılanıyor
Harfler uçurum olmuş
Zamancıl bir imgeden tanınıyorsun
Fersah fersah artmışken yalnızlığım
Söyle hangi poetik kurguda
Noktalarız
Şimdi çıldırmalarımızı

Polina yitirdiğim çocukluğumun emanetçisi
Nefrinle parçala hayallerimi
Hiçbir maske takmadan
En soyut halimle tanımla beni
Eskizlere mıhlâ suretimi
Her yaşamın başında yeni bir hayat al bana
Ki sonunda farklı bir intihar planı kurabileyim
Ve hiç yalnız bırakma gözlerimi

Polina eksik şiirlerin sonunda üç nokta
Hiç bir cümle tanımlamasın istedim seni
Devrik kelimelerle dokunsunlar istemedim kaybolmalarına
Begonyalarınca devşirdiğim bir elveda
Bırakıyorum yeryüzünün dehlizlerine

(2007 - Kış)

5/3/2008

Laternal

Otobüse bindim hızla.Ellerimde,seni son yolculuğunda yalnız bırakmasın diye topladığım bir avuç karanfil.Biraz erguvan ve şekerleme.Baktığım her yüz yabancıydı sanki.Koşuyordum insandan yapılma hızlı bir kutunun içinde.Çalkalanıyor gibiydik sanki,kentin yer altına müzahip kıldığı gardiyanın elinde Şoförü göremiyordum bir türlü.Kaptansız çıkılan tek sefer otobüsle münhâsırdı bunu öğrendim Bizi nereye götürecek,nereden geçecek kimse bilmiyordu.Ümmiydim ben,okuyamıyordum güzergâhların adını.Ve gururumdan kimseye de soramıyordum.Hoş sorsam şoför kelimesine gülüp vatman diyecekti birileri ve gülecekti.Ben de ağlayacaktım.Anadoluluğum anlaşılacak diye.İnceldiği yerden kopsun dedim ve gölgenin peşine düştüm.

/Allah'ım!Ne kötü bilinmeyen bir denklemi çözmek zorunda kalmak/

Koştum ardınsıra.Otobüs durdu ve indi herkes.El sallayan adamlar yoktu.Ağlayanlar da yoktu.Ankara Garı'nda ağlayan insanları düşündüm.Oğlunu bilinmeyen bir gurbete yollayan babaların sancısını.Sevdiğini belki de ihanete gönderen kara duvaklı gelinin acısını.Bunları düşündüm ben ardınsıra.Ve anladım kentin bizden neler götürdüğünü.İnadına el salladım ben ardınsıra.Parmaklarımın arasından akıyordu hayat.Ve bu beni ağlatıyordu.

Kentin kalbine indim.Bir anonsa kulak kesildim : "suyun kaldırma kuvvetini anlamak istiyorsan,haydi denizler bizi bekliyor".Beynim zonkladı.Bu da neyin nesiydi acaba Bir turizm şirketinin tatil köylerini tanıtması mıydı?Yoksa yüzme kursu falan mı?İyice kafam karıştı ki; suyun kaldırma kuvvetine inanmadığımı anladım nihayet.Su üstünde duran faydasız bir ot parçası değildim ki suyun kaldırma kuvvetine inanayım.Bir kayaydım suyun dibini mesken edinmiş.Su beni değil ben suyu kaldırıyordum.Kaldırma kuvveti olan bendim.Neyse yürüyeyim dedim biraz.O da ne Socrates amcanın portresi asılı duruyordu bir fotoğrafçıda.Şimdi ne yapsam?Nereye saklansam?Beni tanırmıydı acaba?Oradan çıkıp herkesin ortasında bana bağırırmıydı?Neyse dürüst olmak en iyisi."Özür dilerim Socrates amca.Anadolu insanı felsefeyi böyle yapıyor işte" Dedim ve sustum.Socrates çıktı sıkıştırıldığı çerçeveden.Ve ellerini kaldırarak kentin ortasındaki havuzun gökyüzüne doğru tazyikler savurduğunu işaret etti."Gördünmü oğlum.Gerçekten sevenler her zaman suyu kaldırır".Bu yapılır mıydı şimdi? Beynim sulandı.
Köşe başındaki manava uğradım kendime geldiğinde.Kiraz aldım sana biraz da elma.İkisini de çok severdin.Sevdiğin herşeyin bağımlısıydım.Bu yaraşırdı zaten gerçekten sevene.Neyse Socrates'i uyandırmayalım bir daha.Her sokağa her kaldırım taşına seni sormak istiyordum.Çaresizdim. Selahaddin Eyyübi'nin Kudüs karşısındaki şaşkınlığı kadardım."Sana kavuşacağım ama ne zaman Allah bilir". Sen uyanabilirsin Selahaddin Abi.Ama uyanmıyordu.Bundan da dersimi aldım.Ve koyuldum yola tekrar.

Yoruldum artık.Sanki yüzyıllardır seni arıyordum.O asır senin bu asır benim dolaşıyordum kavimler gibi.Terlemiştim. Nefes alıp vermekte zorlanıyordum.Birileri başucuma geldi.Herkes yabancısı olduğum kelimeler söylüyordu sanki.Hiçbirşey anlamıyordum.Yavaş yavaş yitiyordum.Gözlerim bütün çocukların aşinası olduğu siyah bir perdeyle çevrili gibiydi.O an gözlerimden akan yaşı durduramadım.Öksüz olduğum için çocuklar beni körebeye almamışlardı.O siyah bezi gözlerime bağlamak için küçük yüreğimle ne dualar etmiştim.Yıllar geçti aradan. Şimdi gözlerimde simsiyah bir perde.Kavuştum çocukluğumun kursağımda bırakılan uhdesine.

Ve o sevinçle oracığa yıkıldım.Tam mezarının yanına.Ellerimde iki kiraz tanesi.Ve birazda elma...


/Allah'ım!Ne güzel bilinmeyen bir denklemin iki bilinmeyeninden biri olmak/

 

29/2/2008

Münzevi(yet)

Münzevi bir susuşa paralel kılıyorum bende konuşkanlığımı

 

Ellerimden akan kana tutulmuş gözlerimin yağmuru

 

İki gri bulut sıkıştırmışım avuçlarımın arasına

 

Yine hüzne dem vuruyorum acıların satır arasından

 

Yanlış diyarlara göç etmiş hep ıslak güvercinler

 

Oysa kurumuş yanlarım nem tutmamıştıki geceye

 

İşte böyle bir günün pervazından bakıyorum güneşe

 

Göğsü delik aşklar melodisi çarpıyor saat kulesinde

 

Bende susuyorum tüm kelamlarım girbada düşmüşken

 

(2008 - Kış)

28/2/2008

Adın İsyan

 

Gökyüzü kine bürünüyor artık

Yorgun akşamlara düşüyoruz

Bir yanımızda nefretin korkusu

Diğer yanda özgürlük fısıltısı

Kalemimizi kırmıyoruz inadına

Çok isyan yuttuk bu meydanda

Sayısız yıldıza vuruldu gözümüz

Aşklarımız oldu günah bâbından

Taştan heykellere çizilen yüzümüz

Yığılıp kaldı şehrin ışıklarında

Ama biz yenilgi saymadık ölümü

Esmer bir türkü tutturdu dilimiz

Geceyi çirkefleştiren siyaha inat

Beyaz tuttuk umudun rengini

 

Korkmuyoruz senden ey şehir

Sırtımızdaki hançerin paslı yarası

Kırbaç kanına akraba olalı beri

Sövmüşlüğümüz var sokaklara

Adımlarımızı attığımız kaldırımlar

Islandığımız karanlık caddeler

Susturamadı yağız yüreklerimizi

Erkek adama yakışmaz ağlamak

Yaş değdirmedik gözümüze

Kuru bir yüzle toprağa düşmek

Yazgısı oldu buruk alnımızın

Ve ışık bile değmedi üstümüze

Gölgesi kalmasın diye isyanın

 

Günahsa günah,sevapsa sevap

Alnımızda dağ ateşi,yürüyoruz

Kimliğimizi bıraktığımız yollar

Ve ihanet uğruna satılan sevdalar

Dizgini oldu kor yüreğimizin

Biz güneşe tutulmadık asla

Güneş oldu saçımızın kundağı

Ve yıkamadık zemheri geceyi

Karanlık yazdı ismimize aşkı

Yalnızlık oldu alnımızın yazısı

Kokuşmuş taşlara düşen yaş

Hörgücü oldu ruhumuzun

Ve hiç kanatmadık sevdayı

Biz ölümün adını aşk taktık

 

Kaç ateş yaktık bu şehirde

Kaç yağmura yaprak sardık

Biz kıyamet çocuklarıyız

Sevmedik perdeli gülüşleri

Boyalı kentin şuh ışıklarında

Hüzün vurduk gözlerimize

Ve hep saklandık bir köşede

Üvey çocuk olmak nede zordur

Dışlanırken her bir bakışta

İçten içe kanar sol yanın

Susarsın sonra vurgun yiyip

Yumruk gibi sıkılır kalbin

Ve eylül vurmuş aşklar gibi

İsyan olur seninde adın

 

 

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı